|
|
|
Bulgaristan
Bulgaristan (Bulgarca: Balgariya), Güneydoğu Avrupa'da yer alan bir ulus devlettir. Ülke, batıda Sırbistan ve Makedonya Cumhuriyeti, doğuda Karadeniz, kuzeyde Romanya ve güneyde Yunanistan ve Türkiye ile çevrilidir.

Coğrafya
Balkan Dağları (Stara Planina) Bulgaristan'ı kuzeyde Tuna platosu, güneyde ise Trakya platosu olarak kabaca iki coğrafi bölgeye ayırır. Oldukça dağlık bir coğrafyaya sahip olan güney Bulgaristan'da Rodop ve Rila sıradağları yer alır; ülkenin ve Balkanların en yüksek dağı olan 2925 metre rakımlı Musala Dağı da burada bulunmaktadır.
Ülkenin en önemli ırmağı olan Tuna (Dunav), aynı zamanda Romanya-Bulgaristan sınırını çizer. Bulgaristan sınırları içerisinde doğup, Yunanistan-Türkiye sınırını oluşturduktan sonra Ege Denizi'ne dökülen Meriç (Maritsa) Bulgaristan'ın bir diğer önemli akarsuyudur.

Rila Manastırı
Tarih
Bulgaristan'ın ilk sakinleri Hint-Avrupa kökenli bir kavim olan Traklardır. Milatla birlikte ülke önce Roma İmparatorluğu, sonraysa Bizans İmparatorluğu egemenliğine girer. M.S. 6. yüzyılda Slavlar ile birlikte Türk kökenli bir kavim olan Bulgarlar bu alana yerleşir. Aristokratik tabakayı oluşturan Türk Bulgarları bir süre sonra Slavlaşarak dillerini, 10. yüzyıldan itibaren de Ortodoksluğu kabul edip dinlerini bırakarak asimile olmuşlardır.
Bizans İmparatorluğu yıkılıncaya değin Bizans ile savaşıp hakimiyet alanlarını genişleten Bulgarlar, bir ara 1018-1186 yılları arasında yeniden Bizans İmparatorluğu'nun egemenliğine girmiştir. 14. yüzyılda Türklerin Rumeli'ye çıkmasından sonra bağımsızlıklarını yitirerek Osmanlı Devleti'nin egemenliğine girmişlerdir.
Osmanlı Devleti'nin gerilemeye başlaması ve Çarlık Rusyası'nın da desteğiyle, Balkanların tümünde olduğu gibi Bulgaristan'da da ulusal kurtuluş hareketi alevlenmiş, 93 Harbi'nden yenilgiyle çıkan Osmanlı Devleti, Bulgaristan'ı 1878 yılında içişlerinde bağımsız prenslik olarak, 1908 senesinde ise tam bağımsız çarlık olarak tanımıştır.
Birinci Dünya Savaşı'nda Osmanlılarla aynı cephede savaşa katılan Bulgaristan, İkinci Dünya Savaşı'na da Almanya saflarında katılarak her iki savaştan da yenilgiyle çıkmıştır.
İkinci Dünya Savaşı'nın ardından Balkanlar'da ilerleyen Sovyet ordusunun da yardımıyla Georgi Dimitrov önderliğinde sosyalist rejime geçen ülke, soğuk savaş yıllarında Varşova Paktı'nın üyesi olarak kalmış, geçen yüzyılın 80'li yıllarından itibaren ise topraklarındaki Türk azınlığa uyguladığı zorla bulgarlaştırma politikalarıyla dünyanın tepkisini çekmiş ve bunun faturasını 1989'da bulgar ekonomisine ağır bir darbe vuran Bulgaristan'dan Türkiye'ye yarım milyona yakın insanın göçüyle ödemiştir.
Doğu Bloku'nun çözülmesiyle 1990 yılında sözde sosyalist rejimin yıkıldığı Bulgaristan, türk azınlığa yönelik asimilasyon politikalarını da terk ederek komşusu Türkiye ile olan ilişkilerini oldukça olumlu bir temele oturtmuştur. Ülkenin 2007 yılında Avrupa Birliği'ne katılması beklenmektedir.

Kutsal Tapınak Kalıntıları
Ekonomi
1990'a değin devlet yönetiminde sosyalist ekonominin hakim olduğu ülke, Doğu Bloku'nun çözülmesi sonucu Sovyet pazarını kaybetmesi ve kapitalist ekonomiye eklemlenme sorunları nedeniyle 90'lı yıllar boyunca milli gelirin % 70'e yakın küçüldüğü çok ağır bir ekonomik bunalım yaşamıştır. Bulgar ekonomisi, 90'lı yılların sonundan itibaren toparlanma sürecine girmiş olsa da, halkının gereksinimlerini yeterince karşılayabilen istikrarlı bir iktisadi yapı olmaktan hala çok uzaktadır. Ekonomi ile ilgili bazı istatistik veriler şöyledir: Milli gelir (2001): 13,5 milyar $, kişi başına düşen milli gelir: 1690 $, devlet borçları: 10 milyar $, devlet gelirleri (2000): 4,2 milyar $, devlet giderleri (2000): 4,4 milyar $, enflasyon (2001): % 93, ekonominin sektörlere göre dağılımı (2001): hizmet: % 57, endüstri: % 29, tarım: % 14
Türk azınlığı
Bulgaristan'da, yakın zamana değin Türkiye ve Bulgaristan arasındaki ilişkileri Bulgar devletinin inkar ve zorla asimilasyon politikaları dolayısıyla geren, çok sayıda Türk asıllı Bulgar yurttaşı yaşamaktadır. Bulgaristan'daki Türk azınlığın kökleri Anadolu'ya dayanır. Rumeli'nin 14. y.y.'da Osmanlılarca ele geçirilmesiyle Osmanlılar, Anadolu'daki diğer beyliklerin ve yarı göçebe aşiretlerin gücünün kırılması amacıyla, çok sayıda Türkü bilinçli olarak Balkanlara yerleştirmiştir. Tarih boyunca yaşanan çeşitli savaş ve çatışmalar dolayısıyla Bulgaristan'dan Türkiye'ye dört büyük göç dalgası yönelmiştir:
Bunlardan ilki Osmanlıların 93 Harbinde Ruslar karşısında bozguna uğramasının ardından yaşanan 1878 göçüdür. İkinci göç dalgası Balkan Harbinde yenilgiye uğrayan Osmanlı Devletinin Rumeli'ndeki tüm topraklarını Trakya dışında terketmek durumunda kalması sonucu 1912 yılında gerçekleşmiştir.
Üçüncü büyük göç İkinci Dünya Savaşı sonrası sosyalist rejime geçen Bulgaristan'ın tarım arazilerini devletleştirmesi ve Türkiye'nin Kore Savaşı'na katılması sebebiyle Moskova'dan Bulgar devletine yöneltilen, Türkiye'ye misilleme amaçlı Türk göçünün teşvik edilmesi talebi sonucu 1950-1951 yılları arasında yaşanan göçtür.
Dördüncü ve en son göç dalgası 1989 senesinde Bulgar devletinin asimilasyon politikalarına tepki olarak gerçekleşmiştir.
Yaşanan tüm bu göçlere karşın Bulgaristan'da kesin sayısı tam olarak bilinmese de halen 1 milyona yakın Türk kökenlinin yaşadığı tahmin edilmektedir.
1965 nüfus sayımı sonuçlarına göre Türklerin toplam nüfusa oranının % 10 ve üzerinde üzerinde olduğu bulgar yönetim birimleri aşağıdaki gibidir, ancak bu istatistik '89 göçünden önce yapıldığı için değerlerin güncelliği kuşkuludur:
Kърджали (Kırcaali): % 72, Разград (Razgrad): % 48, Шумен (Şumnu): % 34, Търговище (Eski Cuma): % 32, Силистра (Silistre): % 30, Добрич (Hacıoğlu Pazarcık, Tolbuhin, Dobriç): % 17, Бургас (Burgaz): % 11, Русе (Rusçuk): % 10
Son yıllarda Türk azınlık üzerindeki baskı politikasına bütünüyle son veren Bulgaristan, bu ülkede yaşayan Türklerle kalcı bir uzlaşma kapısını aralamış görünmektedir.
Bulgaristan Tarihi
Bugünkü Bulgaristan topraklarına, M.Ö. 30'larda Traklar denilen bir kavim, bir süre sonra da Romalılar hakim olmuştur. Altıncı yüzyılda İslavlar her tarafı yakıp yıkarak hakimiyeti ele geçirmişlerdir. M.S. 680 yıllarında Karadeniz'in kuzeyinden Bulgar Türklerinin gelmesi ile Bulgar tarihi başlamıştır.
On-Oğuz grubundan olduğu bilinen bu Türklerin aynı zamanda Yukarı Tuna kıyıları ile birlikte Volga ve Kama vadilerini de idaresi altına alarak Büyük Bulgaristan adıyla 14. yüzyıla kadar varlığını devam ettirmiştir. Bu arada 11. yüzyıla kadar devam eden Birinci Bulgar Krallığı yıkılarak Peçenek, Guz ve Kumanlar (Kıpçak)vasıtasıyla İkinci Bulgar Krallığı kurulmuş, 1241 senesinde Moğol istilasına uğramıştı.
Miladi 1331-1371 yıllarında Kral İvan Aleksandr zamanında Sırpların Balkanlarda üstünlük kurmasıyla zayıflamış, Osmanlı Hükümdarı Birinci Murad Han zamanında (1326-1389) Bulgaristan toprakları zaptedilmiştir. İvan Aleksandr'dan sonra Vidin ve Dobruca beylikleri ile Tırnova Krallığı Osmanlılara karşı çıkması üzerine 1393'te Tırnova, 1396'da Niğbolu Zaferlerinden sonra, Vidin ve 1400'de Dobruca zaptolunarak Bulgar Krallığı tamamen ortadan kaldırılmıştır.
On altıncı yüzyılda Bulgaristan üzerinde Sırplar ve Macarlar üstünlük kurmak istemişlerse de güneyden gelen Osmanlı Devleti Bulgaristan'a hakim olarak düzenli bir idare getirdi. Bulgaristan'ı 500 yıl Osmanlılar idare etti. Bu dönemde idare, Sofya'da oturan Rumeli Beylerbeyi tarafından sağlanıyordu. Osmanlı İmparatorluk merkezine yakın olması ve sefer yolu üzerinde bulunması sebepiyle ticareti oldukça gelişme gösterdi. Bulgar tüccarlara geniş imtiyazlar tanındı.
Osmanlılar, diğer tebaalarında olduğu gibi Bulgarlara da dini yönden baskı siyaseti gütmediler. Bulgarlar genellikle reaya adını taşıyan, vergiye tabi çiftçi sınıfları halinde kaldılar. Âdil idare ve imtiyazlı tüccar sınıfının bulunması ve benzeri müsbet Osmanlı siyasetine rağmen, 17. yüzyıl ortalarında Bulgaristan'da haydut denilen çeteler türeyerek isyan etmeye başladılar ve her fırsatta düşman ordularıyla Osmanlılara karşı birleşmekten geri kalmadılar.
Devam eden bu isyanlar karşısında Osmanlı hükumeti "Çorbacı Nizamnamesi" gibi bazı kanuni tedbirler alarak, Bulgaristan'da asayişi korumaya çalıştı. Tuna vilayetinin başına bu maksatlarla getirilen ve geniş yetkilere sahip bulunan Midhat Paşa, Bulgaristan'a birçok hizmetler götürdü. Hatta Midhat Paşa, Hıristiyanlara yaranmak için ayyıldızlı Türk bayrağına bir de haç ilave etti. Bulgar ihtilal merkez komitesinin 20 Nisan 1875'te Koprivştitsa ve Panagyuviste'de başlattıkları büyük isyan da bastırıldı.
1876 yılı Aralık ayında İstanbul'da toplanan büyük devletler, Bulgaristan'da iki muhtar bölge teşkilini teklif ettiler. Rusya bunu kabul etmedi. Midhat Paşa ısrarla Rusya'ya savaş açmamız için direndi. Neticede Rusya'ya savaş açıldı (20 Nisan 1877). Bulgarlar Rus ordusuna katıldıkları gibi, Türklere karşı tedhiş hareketlerine de giriştiler.
Osmanlı-Rus savaşınin sonunda Ayastefanos Antlaşması imzalandı (3 Mart 1878). Muhtar bir Bulgaristan idaresi kurulması kabul edilmişse de diğer büyük devletlerin baskısı ile Balkanlar ile Tuna arasında küçük bir Bulgar Prensliğinin kurulması şeklinde değiştirildi. Diğer bölgeler Romanya ve Sırbistan devletlerine bırakıldı. Bir süre sonra Rusya'nın mevcut Bulgar Prensliğinin idari ve içişlerine doğrudan karışması, Osmanlı hükumeti ile Avusturya ve İngiltere hükumetleri, Prensliği Rusya'nın tahakkümüne bırakmak istememelerinden bu hususta büyük devletlerin nüfuz mücadeleleri başladı.
Bir süre sonra Bulgaristan Prensliğinde Prens Aleksandr idareyi ele alarak Bulgaristan birliğinin sağlanmasını temin etti ve tamamen Rusya'ya yaklaştı. Daha sonraki gelen idarecilerde iç ve dış ilişkilerin düzene sokulması gibi gelişmelerden sonra, 1904'te Türkiye aleyhine Sırbistan'la bir antlaşma imzaladı. 1908 İkinci Meşrutiyetin ilanından sonra, 3 Ekim 1908'de tam bağımsızlığını ilan etti.
8 Eylül 1944 ihtilalinden sonra Bulgaristan Komünist rejimi kabul ederek Varşova Paktına girdi. Rusya'da olan batıya açılma hareketleri, Bulgaristan'da büyük hızla yayıldı. Bir süre sonra, 35 senedir başta bulunan Cumhurbaşkanı Jivkov 10 Kasım 1989'da istifa etmek mecburiyetinde kaldı.
29 Aralık 1989'da ülkede bulunan Türklere yeniden kendi adlarını kullanma ve serbestçe ibadet etme hürriyeti tanındı. 10-17 Haziran 1990'da iki kademeli ve 1932'den bu yana ilk defa yapılan çok partili seçimde 1943-1990 arasında Bulgaristan'ı idare eden Komünist Partisi (yeni ismi Bulgaristan Sosyalist Partisi) iktidar oldu.
1989 SONRASI DEMOKRATİK DÖNEMDE BULGARİSTAN TÜRKLERİ
10 Kasım 1989’da Jivkof rejiminin yıkılması akabinde Bulgaristan Devlet Konseyi, 1984 - 89 arası dönemde Türk ve diğer azınlıklara karşı yapılan hataları kabul etmiş ve bunların düzeltileceğini vaadetmiştir. Böylece zorla değiştirilen Türk adları iade edilecek, Türkçe konuşma yasağı kalkacak ve Türk çocukları kendi okul ve anadillerinde eğitim yapabileceklerdi (Turan, 1997: 1747). Ancak bu konuda Türk toplum temsilcileri ve Bulgar yöneticileri arasındaki görüş ayrılığı uzun süre giderilemedi. Temmuz 1991’de resmileşen yeni Bulgar anayasası da, azınlıklara kendi anadillerini öğrenme ve kullanma hakkı tanıyordu. Buna rağmen Türk öğrencilerin Türkçe dersler alması sürekli erteleniyordu. Bunun üzerine Türk aileler, çocuklarını okullara göndermeme ve açlık grevi yapma gibi yöntemlerle Bulgar yönetimini protesto ettiler. Bu tepkiler karşısında Eğitim Bakanlığı, Türkçe derslerin başlatılması kararı aldı. Ancak bu haktan ilk ve ortaokullara devam eden Türk çocuklarından sadece %40’ı faydalanabiliyordu (toplam 100 bin öğrenciden 40 bini). 89 büyük göçü ile Türk aydın ve öğretmenlerinin çoğunun Türkiye’ye gitmesi ile, Türkçe ders verecek eleman bulunamaması diğer bir olumsuzluktu. Böylece bir kez daha Türk öğretmen yetiştirilmesi gündeme geldi. Bu kapsamda; 1992’de Şumnu Yüksek Pedagoji Ensititüsü ve 1993’de Kırcaali İlk ve Ortaokul Öğretmen Ensititüleri’ne Türkçe öğretmeni yetiştirecek sınıflar açıldı. Benzer şekilde 1990’da Sofya’da ön lisans düzeyinde İslam Ensititüsü ve Şumnu’da İmam-Hatip Lisesi açıldı. Bunları 1991’de Ruscuk ve Mestanlı İmam-Hatip liseleri izledi (Yenisoy, 1997: 1790-91; Turan, 1997: 299-300).
1989 sonrası Bulgaristan’da kurulan 160 civarındaki siyasi partinin 4’ü Türklere aitti. Bunlar: (1) Hak ve Özgürlükler Harekatı (HÖH), (2) Demokratik Gelişim Harekatı (DGH), (3) Demokratik Adalet Partisi (DAP) ve (4) Türk Demokratik Partisi (TDP) olarak belirtilebilir. Bu partilerden ilki olan HÖH Partisi, 1990 seçimlerinde 400 üyeli parlemontaya 23 millletvekili soktu (Özkan, 1997: 277). Aynı parti, 1991 seçimlerinde oyların %7.55’ini aldı ve milletvekili sayısını 24’e yükselti. Daha sonra yapılan yerel yönetim seçimlerinde ise, 27 belediye başkanı ve 653 köy muhtarlığı kazandı. Aralık 1994 seçimlerine üç Türk partisi katıldı. Bunlardan en büyüğü olan HÖH, %5.44’e tekabül eden 282.000 oy aldı. Bu partinin bir önceki seçimlere göre 160.000 dolayındaki oy kaybı; bir bakıma iktidar ortağı olduğu bir önceki dönemde varlık gösterememesi, Türkiye’ye göçün sürmesi ve oyların bölünmesi gibi sebeplere dayanmaktadır. Üç Türk partisinin Aralık 94 seçimlerinde aldıkları oy toplamı 320.000 dolayındadır. Türkler, HÖH ve diğer Türk partilerinden memnun olmadıkları için bunlara oy vermemişlerdir. İyi hazırlıklı ve programlı bir Türk partisi, muhtemelen 700.000 dolayında oy alabilecektir. Ayrıca Türkiye’de bulunan soydaşlarımızdan 50.000 dolayında bir kitle Aralık 94 seçimlerinde oy kullanma hakkına sahip olmasına rağmen bunlardan ancak 2.700’ü oy kullanmıştır (Turan, 1995: 298).
Aralık 1994’de yapılan seçimleri, ülkenin içinde bulunduğu sosyal ve siyasi kaos ortamını lehine çeviren Bulgaristan Sosyalist Partisi (eski komünistler) kazanmıştır. Türklerin zorla Bulgarlaştırıldığı dönemde Eğitim Bakanı olan Dimitrov yeni hükümetin Eğitim, Bilim ve Teknoloji Bakanı olmuş ve Türklere baskı ve işkence yapan emniyet mensupları da önemli görevlere getirilmiştir (Turan,1995: 298-299). Bu dönemde hükümet, Müslüman halkın seçtiği Fikri Salih’i başmüftülük görevinden almış ve çeşitli entrikalarla Nedim Gencev’i Yüksek Diyanet Kurulu Başkanlığı’na ve Gencev’in bir yandaşını da Başmüftülük makamına getirmiştir. Bu atamaların Müslüman halk tarafından kabul edilmemesi üzerine, atanmış ve seçilmiş olmak üzere ülkede bir Başmüftü ve müftüler sorunu yaşanmıştır. Müftü atamasının Yüksek mahkeme tarafından reddi uygulanmamıştır (Turan, 1997: 1747).
Bulgaristan nüfusu ve aktif iş gücü, 89 göçü sonrası büyük oranda azaldı. Bu göçün dışında 250 bin dolayında Bulgar genci batı ülkelerine iltica etti (Çavuş, 1997: 1777). 1990’lı yılların ortalarında Bulgaristan halkının sıkıntıları ve sosyalist kökenli meclis üyeleri ile hükümete duyulan güvensizlik doruk noktasına çıktı. Ülke, çok büyük siyasi, ekenomik ve sosyal bunalım ve kaos içine düştü. İnsanlar, aç ve perişan iken; resmi devlet güçleri dahi yeraltı dünyası ile işbirliğ yapmakta veya bunlardan birisi konumundaydı (Kahramanyol, 1997: 1742). Ülke çapında yönetim alehtarı büyük gösteriler yapıldı. Bu durum, 10 Ocak 1997’de meclis binasının işgali ve yakılmasına kadar vardı. Bir iç savaşın başlamasına ramak kalan ülkede hükümet istifa etti ve erken genel seçimlere gidildi (Çavuş, 1997: 1776-78). 19 Nisan 1997’de yapılan genel seçimlerde 240 parlemonto üyeliğinin 137’sini Demokratik Güçler Birliği Partisi kazandı. Bu seçimlerde HÖH, Türk seçmenlerden bile ancak %52 oranında oy alabilmiştir (Turan,1997: 1747).
Günümüzde Bulgaristan Türklerine ait 8 gazate çıkmaktadır. Bunlardan Zaman, Türkiye’de yayınlanan aynı gazatenin Bulgaristan Türkleri için haftalık baskısı iken; diğer gazateler; Hak ve Özgürlük, Filiz, Müslümanlar, İslam Kültürü, Güven, Cır Cır ve Balon’u soydaşlar, kendi gayretleri ile çıkartmaktadır. Ayrıca Türkçe kitaplar da basılmaktadır. İlk ve ortaokullarda haftada 4 saat seçmeli Türkçe dersleri oktulmaktadır. Bulgar yönetimi, Pomak Türklerine mensup çocukların Türkçe derslere devam etmelerini engellemektedir. Bulgaristan radyosu, haftada birkaç saat Türkçe yayın yapmaktadır. Taahüt edimesine rağmen benzer yayınlar, Bulgar devlet televizyon kanalında henüz başlamamıştır. Buna karşılık Türk köyleri, büyük uydu antenleri almak sureti ile Türkiye’de yayın yapan televizyon kanallarını izleyebilmektedir. Böylece Türkiye ile milli ve manevi bağların kuvvetlendirilmesi ve daha güzel Türkçe konuşulması mümkün olabilmektedir. Yasal bir engel olmamasına rağmen Bulgaristan Türkleri, henüz özel bir radya istasyonu veya televizyon kanalına sahip bulunmamaktadır (Turan, 1995: 299).
1992 resmi nüfus sayımına göre Bulgaristan’da, toplam nüfusun %13’üne tekabül eden 1.000.000 dolayında Türk yaşamaktadır. Ancak bu ülkede 2 milyonu Türk olmak üzere 3 milyon dolayında Müslüman yaşadığı sanılmaktadır (Turan, 1997: 1745). Günümüzde Bulgaristan Türklerinin en önemli sorunlarının başında işsizlik ve bunun sebep olduğu göç yer almaktadır. 1989 büyük göçünden bu yana 200.000’in üzerinde soydaşımız ağır Türk vizesine rağmen Türkiye’ye göçmüştür (Turan, 1995: 301). 1995 sonrası Bulgaristan Türklerinin karşılaştığı önemli problemler şöyle özetlenebilir: %90’lara varan işsizlik, aşırı yoksulluk, yüksek öğretimin paralı olmasından dolayı bu eğitime devam edememe ve kültürel kimlikleri koruyup-geliştirecek basın ve yayın organlarının olmaması. 1993 yılından itibaren diğer Türk topluluklarında olduğu gibi Bulgaristan Türkleri arasından da, Türkiye’ye yüksek öğrenim görmek için öğrenciler gelmiştir (Hüseyin, 1995: 46). Ancak Türkiye’de bin dolayında yüksek öğretim yapan soydaş çocuklarının diplama denklikleri henüz Bulgar makamlarınca tanınmamıştır (Yenisoy, 1997: 1791).
Günümüzde Bulgaristan Türklerinin siyasi ve dini açıdan birlik sağlayamamaları, soydaşlarımızın güvensizlik ve karamsarlık içinde olmalarına dayanmaktadır. Bulgaristan Türkleri, 1990 sonrası çeşitli Hıristiyan misyonerlerin ilgi alanındadır. Bu konuda Pomak Türkleri ve Müslüman Çingenelere, Bulgar hükümeti desteği ile de özel bir önem ve öncelik verilmektedir (Turan, 1995: 301). Ayrıca Bulgar yönetimi, Pomak Türklerini ayrı bir dini kurum altında teşkilatlanmasını sağlamak sureti ile Türk birliğini bozmaya çalışmaktadır (Turan, 1997: 1748). Diğer taraftan artık Bulgaristan Türkleri, dini liderlerini seçebilmektedirler ve günümüzde bu görevi Fikri Salih Efendi yürütmektedir. Ayrıca soydaşlarımız, daha önce gasbedilen vakıf mallarını geri alma çabası içindedirler (Turan, 1995: 300).
|
Bulgaristan’ın başladığı şehre, Şumen’e Hoşgeldiniz

Şumen, Bulgaristan'ın tarihine yakından şahit olmuş, Osmanlılar'la içiçe olan, Roma ve Bizans'ı çok iyi bilen, Traklar'ı ise hiç unutmamış bir şehir. Şumen, farklı etnik ve kültürleri, değişik din ve dilleri bir bütün olarak bağrında saklayan Bulgaristan'ın 10. şehridir. Bulgaristan'ın kurucusu Han Asparuh'un kılıcını yere saplayıp 'Burası Bulgaristan olacak' dediği topraklara, ülkemizin başladığı şehre, Şumen'e Hoşgeldiniz!
Temelleri 3 bin 200 sene önce atılan Şumen, başta Traklar olmak üzere Roma, Bizans, Türk ve Bulgar kültürüne ev sahipliği yapmıştır. Hatta Bulgar devletinin ilk başkentleri bu şehrin il sınırları içinde olan Pliska ve Preslavdır. M.Ö. 4. binyıla ait olduğu tahmin edilen meşhur 'Madara' tapınağı, UNESCO'nun koruması altında olan Bulgaristan'daki sekiz tarihi eserden biri konumunda.
Şumen, diğer bir ifade ile ‘İlklerin şehri’

19. yüzyılda Bulgar Rönesansı'nın yaşandığı dönemde Şumen ilklerin şehri olarak tarihe geçiyor. Kril alfabesinin mucitleri Kril ve Metodi kardeşler, ilk resmi kutlamaları 11 Mayıs 1813'te Şumen'de yaptı. Şu anda aynı tarih Şumen Günü olarak kutlanmakta. Kilise bünyesinde ilk Bulgar kız okulu (Kiliyno) 1828 yılında Şumen'de hizmet vermeye başlarken, 1856 yılında yine aynı şehirde modern ilimlerin okutulduğu ilk kız okulu ve ilk okuma evi açılıyor. Şumen'deki diğer ilkler ise şöyle: 1846 yılında ilk amatör okul grupları, 1850'de ilk Bulgar senfoni orkestrası, 1853'te ilk tiyatro temsili. Bulgaristan devletinin 1878 yılında yeniden inşa edilmesinden sonra Şumen, gerek coğrafi gerekse tarihi ve kültürel bakımdan önemini korudu. Bulgaristan'ın 10. şehri Bulgaristan'ın 10. büyüklükteki şehri olan Şumen ili; Şumen, Novi Pazar, Venets, Hitrino, Kaolinovo, Nikola Kozlevo, Veliki Preslav, Smyadovo, Vırbitsa ve Kas***an olmak üzere 10 belediyeden oluşuyor. Kuzeydoğu Bulgaristan'ın merkez bölümünde yer alan Şumen, Tuna yaylasının doğu kısmı ile Stara Planina'nın doğu kısmını oluşturuyor. Bölge, yayla toprak örtüsüyle kaplı ve tarıma elverişli tüm koşulların bulunması açısından da değer kazanmakta. İl sınırları içinde kara toprak örtüsünün hakim olması tarım için mükemmel şartlar oluşturmakta. Ayrıca Şumen belediyesinde ülke genelinde tek olan at, manda, domuz ve kamış alanlarında araştırma ve üretim yapan enstitüler mevcut. Kışların gayet soğuk, yazları ise sıcak geçen bölgede Bulgaristan'ın kuzey kısmına has iklim hakim. Yağışlar devamlı olmayıp yaz aylarında azalır. Doğal zenginlikler bakımından fakir olan Şumen'in tek maden ocağı Kaolinovo'daki kaolin maden ocağıdır. Bu maden ise Novi Pazar, Kas***an ve Şumen'deki şişe, porselen ve fayans fabrikalarının başlıca hammaddesi. 27 yerleşim yerinden oluşan Şumen Belediyesi'nin 2001 verilerine göre nüfusu 104 bin 002 kişi. Bu verilere göre Şumen, Bulgaristan genelinde nüfusun 100 bini geçen 12 belediye arasında yer almakta. Belediyedeki nüfusun 88 bin 966'ı Şumen'de, geriye kalan nüfus ise diğer 26 köyde ikamet etmekte. Bulgar tarihinin başladığı topraklar... Bulgar tarihinin başladığı topraklarda tarih ruhunun canlı tutulabilmesi için bir çok müze yapılmış. Bu sene 100. kuruluş yılını kutlayacak olan Şumen Tarih Müzesi, 29 Haziran 1904 yılında kurulmuştur. Müzede bugün 150 binin üzerinde tarihi eser teşhir ve muhafaza edilmekte. Ayrıca Şumen'de askeri kışla sınırları içinde isteyen herkesin ziyaret edebileceği askeri müze de mevcut. Öte yandan şehirdeki müze evleri de görülmeye değer. Şumen'deki müze evleri sunlar: "Panayot Volov" , Macar Milli kahramanı "Layoş Koşut" müze evi, "Dobri Voynikov" ve ünlü besteci ve müzisyen "Panço Vladigerov" müze evi. Milli Tarih ve Arkeoloji Rezervatları ve ilk başkentler... Şumen'in en eski yerleşim yeri, 'Şumen Kalesi' diye bilinen alan Şumen merkezinden 3 km uzaklıkta batı istikametinde bir tepe. Eski Şumen burasıdır. Traklar'ın kurduğu bu kale Romalılar, Bizanslılar ve Bulgarlar tarafından yerleşim yeri olarak kullanılmış. 1444 yılında Haçlı seferinde yıkılan kale terkedilmiş ve Osmanlılar zamanında Şumen şimdiki yerine inşa edilmiştir. Milli Tarih ve Arkeoloji Rezervatı olarak faaliyet gösteren 'Şumen Kalesi' restore edilmiş ve şu anda açık müze olarak hizmet vermekte. Bulgar Devleti'nin ilk başkenti Şumen ilinin sınırları içinde bulunan Pliska'dır. Şehir, Bulgar devletinin kurulmasıyla 681 yılında başkent ilan edilmiş. Han Asparuh'un kılıcını yere saplayıp "Burası Bulgaristan olacak" dediği yere kurulan Pliska, günümüzde Kas***an'ın beş kilometre kuzeyinde yer alıyor. Devletimizin ilk başkenti 23 metrekare alana kurulmuş ve günümüzde Milli Tarih ve Arkeoloji Rezervati 'Pliska' adıyla hizmet veriyor. Milli Tarih ve Arkeoloji Rezervatı Pliska'da 7–10. yüzyılları arası yaşam tarzı ve kültürü yansıtılmış.
Tombul, Balkanlar’ın ikinci büyük camisi

Madara'da daha paleolit devrine ait kalıntılar keşfedilmiştir. Madara köyü civarında yüksek kayalıkta yontulmuş ve kabartma taştan Şumen'in simgesi 'Madarski konnik' görülmekte. Milli Tarih ve Arkeoloji Kültür Anıtı 'Madara' bünyesinde bulunan 'Madarski konnik' aynı zamanda Bulgaristan'ın ve bütün Avrupa'nın en kıymetli tarihi eserlerden biri durumunda. Bulgar Devleti'nin ikinci başkenti Preslav da Şumen ili sınırları içinde yer alıyor. Bulgar 'Altın Çağ'ının simgesi olan Preslav, Ortaçağ'ın erken dönemlerinde Çar Simeon (893–927) zamanında 893 yılında başkent ilan edildi. Preslav 972 yılına kadar Bulgar Devleti'nin başkenti olarak kaldı. Şu anda Milli Tarih ve Arkeoloji Kültür Anıtı olarak ilan edilen Preslav, Veliki Preslav kasabasının bir kaç km güneyinde bulunuyor. Zengin tarihi kalıntılara sahip olan Preslav, 9.–11. yüzyıllara ait yazılı tarihi eserlerde mevcut. Şumen'deki en görkemli anıt 'Bulgar Devleti Kurucuları' anıtıdır. 30 kilometreden rahatlıkla görülebilen anıt, İlk Bulgar Devleti'nin kuruluşunun bin 300. yılı münasebetiyle inşa edilmiş. 1981 yılında inşaatı tamamlanan anıta giden yolda, geçen her yılı simgeleyen birer basamak olmak üzere bin 300 basamak var. Betonarmeden yapılan anıtta İlk Bulgar Devleti, Han Asparuh'tan Çar Simeon'a (681–927) kadarki zaman temsil edilmekte. Şumen'de ayakta kalan tarihi Türk eserleri Şumen'de Osmanlılar'dan ayakta kalan en görkemli eser Tombul Camii'dir. 1744 yılında Şerif Halil Paşa tarafından yaptırılan cami, görkemli yapısı, 40 m. yükseklikteki tek şerefeli minaresiyle, yerli ve yabancı turistlerin dikkatini çekiyor. Kubbesi 25 m. yükseklikte olan caminin duvarları düz taştan işlenmiş, geometrik şekilde yontulmuş ve çeşitli bitki figürleriyle süslenmiş. Bir külliye olan Tombul Camii'nin sol bölümünde medrese mevcut. Medresenin ikinci katında ise zamanın en zengin kütüphanesi bulunmaktaydı. Kütüphane, medresenin ikinci katında olup 5 bin cilt kitabı ihtiva etmekteydi. Kütüphanede kitapların yanı sıra eşsiz belgeler, değerli bilgiler ve ünlü bilgin İdrisî'nin 'Cografya'sı yer alıyordu. Bu eser şu anda, Sofya'da Milli Kütüphane'de bulunuyor. Diğer eserler ise şu anda kütüphanede değil. İbadete açık olan Tombul Camii her yıl binlerce yerli ve yabancı turist tarafından ziyaret ediliyor. Şumen'de ayakta kalan diğer iki camii ise 17. yüzyılda inşa edilmiş Kılak Camii ve Kırım harbinden sonra Şumen'e yerleşen Tatarlar'ın kurduğu Tatar Camii'dir. Bedesten, yine Osmanlılar'ca, 16. yüzyılda kurulmuş muazzam bir taş yapıt. Eskiden tüccarlar mallarını burada sergiler ve satarlarmış. Sonraları lokanta ve mağaza olarak kullanıldı. Kurşunlu çeşme: 1774 yılında Hacı Agah Ahmet Paşa tarafından yaptırılmış. Üzeri kurşun kaplamalı olması nedeniyle çeşmeye 'Kurşunlu çeşme' denilmiş. Ancak, Osmanlılar'dan sonra çeşmenin kurşun çatısı çalınmış. Çeşmenin ön kısmında Arapça bir yazı bulunuyor. Çeşme şu anda faaliyette değil. Saat kulesi: Tombul Camii'nin güney kısmında bir tepede yer alıyor. Saat kulesi 1770 yılında Hacı Mehmet Duducuoğlu tarafından yapılmış. Yıllarca hizmet veren saat kulesi şu anda çalışmıyor. Diğer bir Osmanlı taş yapıtı da Askeri Hastane'dir. Ayrıca şu anda İmam–Hatip Lisesi olarak kullanılan Medresettün Nüvvab da Şumen'de bulunuyor. 1922 – 1923 ders yılında kurulan Nüvvab, 1947 yılına kadar ülkemizin değerli manevi şahsiyetlerini yetiştirdi. 1947 yılında normal lise olan Nüvvab 1958 – 1959 ders yılından sonra kapatıldı. 1989 yılında totaliter idarenin yıkılmasıyla 3 Ekim 1990'da yeniden hizmete açıldı. Pehlivan yatağı olarak bilinen Deliorman bölgesinde yer alan Şumen ilinde, dünyaca ünlü pehlivanlar yetişmiştir. Koca Yusuf ve Filiz Nurullah bunlardan sadece bir ikisi.
Belediye Başkanı Zlatev: Şumen Avrupa ailesinin bir parçasıdır
Sayın Zlatev, Belediye Başkanı olarak Şumen hakkında neler söylemek istersiniz?
– Her şehrin bir şekli ve ruhu vardır. Şumen'in şekli ve şemali tarihi geçmişinden, kültür mirasından, ekonomik ve etnik özellikleri sonucu şekillenmiştir. Bu özellik ve atmosferiyle şehrimiz eşsizdir.
Şumen Avrupa Birliği'ne nasıl hazırlanıyor?
– Biz Şumenliler her zaman şehrimizin bir Avrupa şehri olduğu şuuruyla yaşamışızdır. Şumen her geçen gün gelişen, Bulgaristan'ın önde gelen şehirlerinden birisidir ve en güzelleri arasındadır. 3 bin 200 yıl önce kurulan Şumen, doğal olarak ilk Bulgar Devleti'nin başkentlerinin coğrafi açıdan merkezi sayılır, ayrıca bizim topraklarımız içinde Madara da bulunmaktadır. Daha 19. yüzyılda Bulgar Rönesansı'nın yaşandığı zamanlarda da şehrimiz en aktif rol almıştır. İlklerin şehrin olan Şumen sanat, kültür ve eğitim alanında önde gelir. Şumenliler olarak Avrupalı olduğumuzu söylerken yapılması gerekenleri şimdi de belirtiyoruz. Şu anda Şumen, sağlık ve sosyal alanda, altyapı, ekoloji, istihdam ve kalkınma ve farklı etnik gruplara olan tutumuyla Avrupalı olduğunu göstermiştir. Bu yıl Şumen'e doğalgaz sistemini kurmaya başladık ve ilk meyvelerini kış sezonunda göreceğiz. Önümüzdeki bir kaç yıl içerisinde şehrimizde yaşayan vatandaşların yüzde 80'ni doğalgaz kullanabilecekken, diğer alanlarda bu rakam yüzde 100 olacak. Böylelikle vatandaşlarımızın yaşam standardı yükselirken, üretilen ürünlerin maliyeti düşecek. En kısa zamanda İSPA programı çerçevesinde 30 milyon leva değerinde su kanalizasyonunda yatırım yapacağız. Bu proje çerçevesinde su kanalizasyon sistemi yenilenecek ve su arıtma tesisinde yapılan yatırım tamamlanacak. Ayrıca 13 defa maliyeti azaltacak olan Şumen Belediyesi'ndeki 28 köyde özel tasarruflu sokak lambaları kurulacak. Sağlık alanında Avrupalı yönetim tarzıyla da bazı problemleri çözdük. Şumen ve Tırgovişte bölgesindeki vatandaşlara hizmet veren ve Prof. Çernozenski gibi uzmanların takdirini toplayan Onkoloji dispanserine 3 milyon leva yatırım yaptık. Ayrıca Sosyal ve Çalışma Bakanlığı'nın ve Dünya Bankası "Bulgaristan'daki çocukların hayat standartlarını yükseltme reformu" projesi kapsamında Şumen 10 pilot belediyeden biri. İleride Topluma Destek Merkezi, Sokaktaki Çocuklarla Çalışma Merkezi ve 'Anne ve Çocuk' merkezi gibi yerler de annelere ve çocuklara alternatif hizmetler sunulacak. Öte yandan işsizlik oranını azaltmak için çeşitli proje ve programlardan bir çok vatandaşımıza iş imkanı sağlayacağız. Sadeca 'Sosyal yardımdan çalışmaya' programı çerçevesinde 600 kişiye iş sağlamış olacağız. Şumen Belediyesi, çevre yönetimi ve vatandaşlara hizmet verme alanlarında İSO kalite belgesi alan ilk belediyedir. Ayrıca en kısa zamanda çalışma ve sağlık alanlarında Avrupa kalite belgesini de almayı bekliyoruz. Böylelikle ülkemizin olduğu gibi Şumen de büyük Avrupa ailesinin bir parçasıdır. 2007 yılında ise bu söylediklerim teyit edilecektir.
Şumen'in yakında herhangi bir Türk şehriyle kardeş şehir olma ihtimali var mı?
– Şumen'in yakında bir Türk şehriyle kardeş şehir olması iki ülke arasındaki olumlu sürecin devamı olur. Şumen'deki en büyük yatırımlar Türk yatırımıdır, ayrıca kültür ve eğitim alanında mükemmel ilişkilerimiz var. Öte yandan turizm alanında çok iyi ilişkiler kurulabilir. Her türlü ilişki zenginliktir. Bir sonraki adımımız herhangi bir Türk şehriyle kardeş şehir olmamız olacaktır. Bu adım şimdiye kadar yapılanları daha da hızlandıracaktır.
Şumen Valisi Çalıkova: Bulgaristan’da yaşayan Türk azınlığı iki ülke arasında köprü vazifesi görebilir
Sayın Nora Çalıkova, son zamanlarda Şumen Türk işadamları tarafından ziyaret edildi. Şişecam çapında bir yatırımın bu bölgede olma ihtimali var mı?
– Şumen bölgesinde çok şey yapılıyor. Yeni yatırımların olması için Şumen milletvekilleri de yardımcı oluyor. İşsizlikle ilgili belli başarılar elde edilmiş olsa da ülke geneline bakıldığında bu yeterli değil. Bu yüzden bizim en öncelikli hedeflerimiz yeni yatırımların olmasıdır. Şişecam yatırımı gerçekten çok büyük bir yatırım, böyle bir yatırım bizim için bir hedeftir. Bu yönde başarıyla özelleştirilen 'Alkomet' örnektir. Hedefimiz elde edilen başarıların halkın yaşam standardına yansımasını sağlamaktır. Bahsettiğiniz çapta yatırım bölgemizde şu anda yok.
Şumen bölgesinde işsizliğin yüksek olduğu bir gerçek. Bu yönde ne tür planlar var ve bu problem nasıl çözülür?
– Hükümet politikasının gerçekleştirilmesinin ve Çalışma ve Sosyal Bakanlığı'nın programlarının hayata geçirilmesi sonucu bölgemizde işsizlik oranı yüzde 26'dan 20'ye düşmüştür. 2003 ve 2004 yılı için istihdam programları çerçevesinde ortalama 100 proje gerçekleştirildi. Bu projeler sayesinde ortalama 5 bin kişiye iş imkanı sağlandı. Bu programlarla Şumen Valiliği işveren konumuna geldi. Böylelikle valilik olarak 230 kişiye iş imkanı sağladık. Ayrıca çeşitli sivil toplum kuruluşlarıyla da ortaklaşa çalışıyoruz. Öte yandan Emniyet Müdürlüğü ile ortaklaşa küçük yerleşim yerlerinde polislere yardımcı olacak muhafızların görevlendirileceği bir program hazırlıyoruz. Bir de bu yönde belediyelere yardımcı oluyoruz. İşçilerin profesyonel alanda kendilerini geliştirmeleri için de yardımcı olmaya çalışıyoruz. Bizim için önemli olan, hükümetin sosyal politikasını farklı projelere uygulamak ve geliştirmektir. Altyapıya da çok önem veriyoruz, özellikle yollara. Üçüncü sınıf yollara ise bir hayli önem veriyoruz, çünkü çok kötü durumdalar. Avrupa'nın da önem verdiği çevreye, biz de valilik olarak bir hayli önem veriyoruz. Kültürel tarihimiz de önem verdiğimiz alanlar arasında. Bunlar da Madara ve Tombul Camii gibi bizim kültür mirasımızdır. Edirne'ye gittiğimizde Selimiye Camii'ni gezme imkanım oldu. Çok etkilendim ve beğendim. Bende, Tombul camimizin de bu halde olması arzusu doğdu. Bu yönde bazı girişimlerimiz var.
Şumen, valilik olarak Edirne ile çok yakın ilişkide. Bu ilişkiyi nasıl değerlendiriyorsunuz?
– Bu soru beni geçmiş güzel hatıralara götürdü. Edirne Valisi'nin davetlisi olarak Edirne'de resim sergisi düzenlendi. Görüşmemiz sonunda bir çok konuda hemfikir olduğumuzu gördük. Şu anda gayet iyi olan ikili ilişkilerin devam etmesi gerekir ve bu yönde farklı etkinlikler düzenlenebilir. Bu çevrede kültür alanında çok güzel şeyler olmakta. Öte yandan Edirne'de tamir edilen kilise için Şumen'de yardım toplandı. Ziyaretim esnasında ilk izlenimlerin Türk devletinin sanat alanında vatandaşa vermiş olduğu destek ve kültürlerini korumak için sarfettikleri çaba oldu.
Şumen bölgesinde Türkler yoğun olarak yaşamakta.Bulgaristan ile Türkiye ilişkilerinde Türk halkı nasıl faydalı olabilir?
– Bildiğiniz gibi Şumen ve Tekirdağ'ın valilik nezdinde kardeş şehir olması için Türkiye'nin Burgas Başkonsolosluğu'yla görüşmelerimiz oldu. Bunun her alanda faydası olacak. Kardeş şehir projesi gerçekleşirse ilk kardeş şehir olacak. Şumen bölgesindeki bütün belediyelerin faydalanması için bunun böyle olmasını arzu ediyorum ve bir an önce gerçekleşmesini bekliyorum. Bulgaristan'da yaşayan Türk azınlığı iki ülke arasında köprü vazifesi görebilir
Başkent Sofya
|
BULGARİSTAN
DEVLETİN ADI: Bulgaristan Demokratik Halk Cumhuriyeti
BAŞŞEHRİ: Sofya
YÜZÖLÇÜMÜ: 110.994 km2
NÜFUSU: 8.987.000
RESMİ DİLİ: Bulgarca
DİNİ: Hıristiyanlık
PARA BİRİMİ: Leva
Ülkemizin kuzey batı komşusu olup, kuzeyden Romanya, batıdan Yugoslavya ve güneyden Yunanistan ile sınırlandırılan ülke. Kuzeyde Tuna ve doğuda Karadeniz tabiî sınırlarını teşkil eder. Ekonomi ve ideolojik bakımdan Sovyetler Birliği’ne bağlıyken, 1989’da Rusya’da başlayan yeniden yapılanma ve batıya açılma politikası, Bulgaristan’da da hızla yayıldı ve komünizm eski hâkimiyetini büyük ölçüde kaybetti.
Târihi
Bugünkü Bulgaristan topraklarına, M.Ö. 30’larda Traklar denilen bir kavim, bir süre sonra da Romalılar hâkim olmuştur. Altıncı yüzyılda İslavlar her tarafı yakıp yıkarak hâkimiyeti ele geçirmişlerdir. M.S. 680 yıllarında Karadeniz’in kuzeyinden Bulgar Türklerinin gelmesi ile Bulgar târihi başlamıştır. On-Oğuz grubundan olduğu bilinen bu Türklerin aynı zamanda Yukarı Tuna kıyıları ile birlikte Volga ve Kama vâdilerini de idâresi altına alarak Büyük Bulgaristan adıyla 14. yüzyıla kadar varlığını devâm ettirmiştir. Bu arada 11. yüzyıla kadar devâm eden Birinci Bulgar Krallığı yıkılarak Peçenek, Guz ve Kumanlar (Kıpçak)vâsıtasıyla İkinci Bulgar Krallığı kurulmuş, 1241 senesinde Moğol istilâsına uğramıştı.
Mîlâdî 1331-1371 yıllarında Kral İvan Aleksandr zamânında Sırpların Balkanlarda üstünlük kurmasıyle zayıflamış, Osmanlı Hükümdârı Birinci Murad Han zamânında (1326-1389) Bulgaristan toprakları zaptedilmiştir. İvan Aleksandr’dan sonra Vidin ve Dobruca beylikleri ile Tırnova Krallığı Osmanlılara karşı çıkması üzerine 1393’te Tırnova, 1396’da Niğbolu Zaferlerinden sonra, Vidin ve 1400’de Dobruca zaptolunarak Bulgar Krallığı tamâmen ortadan kaldırılmıştır.
On altıncı yüzyılda Bulgaristan üzerinde Sırplar ve Macarlar üstünlük kurmak istemişlerse de güneyden gelen Osmanlı Devleti Bulgaristan’a hâkim olarak düzenli bir idâre getirdi. Bulgaristan’ı 500 yıl Osmanlılar idâre etti. Bu dönemde idâre, Sofya’da oturan Rumeli Beylerbeyi tarafından sağlanıyordu. Osmanlı İmparatorluk merkezine yakın olması ve sefer yolu üzerinde bulunması sebebiyle ticâreti oldukça gelişme gösterdi. Bulgar tüccarlara geniş imtiyazlar tanındı. Osmanlılar, diğer tebaalarında olduğu gibi Bulgarlara da dînî yönden baskı siyaseti gütmediler. Bulgarlar genellikle reâyâ adını taşıyan, vergiye tâbi çiftçi sınıfları hâlinde kaldılar. Âdil idâre ve imtiyazlı tüccar sınıfının bulunması ve benzeri müsbet Osmanlı siyâsetine rağmen, 17. yüzyıl ortalarında Bulgaristan’da haydut denilen çeteler türeyerek isyân etmeye başladılar ve her fırsatta düşman ordularıyla Osmanlılara karşı birleşmekten geri kalmadılar. Devâm eden bu isyânlar karşısında Osmanlı hükûmeti "Çorbacı Nizamnâmesi" gibi bâzı kânûnî tedbirler alarak, Bulgaristan’da âsâyişi korumaya çalıştı. Tuna vilâyetinin başına bu maksatlarla getirilen ve geniş yetkilere sâhip bulunan Midhat Paşa, Bulgaristan’a birçok hizmetler götürdü. Hattâ Midhat Paşa, Hıristiyanlara yaranmak için ayyıldızlı Türk bayrağına bir de haç ilâve etti. Bulgar ihtilâl merkez komitesinin 20 Nisan 1875’te Koprivştitsa ve Panagyuviste’de başlattıkları büyük isyân da bastırıldı. 1876 yılı Aralık ayında İstanbul’da toplanan büyük devletler, Bulgaristan’da iki muhtar bölge teşkilini teklif ettiler. Rusya bunu kabul etmedi. Midhat Paşa ısrarla Rusya’ya savaş açmamız için direndi. Netîcede Rusya’ya savaş açıldı (20 Nisan 1877). Bulgarlar Rus ordusuna katıldıkları gibi, Türklere karşı tedhiş hareketlerine de giriştiler.
Osmanlı-Rus harbinin sonunda Ayastefanos Antlaşması imzâlandı (3 Mart 1878). Muhtar bir Bulgaristan idâresi kurulması kabul edilmişse de diğer büyük devletlerin baskısı ile Balkanlar ile Tuna arasında küçük bir Bulgar Prensliğinin kurulması şeklinde değiştirildi. Diğer bölgeler Romanya ve Sırbistan devletlerine bırakıldı. Bir süre sonra Rusya’nın mevcut Bulgar Prensliğinin idârî ve içişlerine doğrudan karışması, Osmanlı hükûmeti ile Avusturya ve İngiltere hükûmetleri, Prensliği Rusya’nın tahakkümüne bırakmak istememelerinden bu hususta büyük devletlerin nüfuz mücâdeleleri başladı. Bir süre sonra Bulgaristan Prensliğinde Prens Aleksandr idâreyi ele alarak Bulgaristan birliğinin sağlanmasını temin etti ve tamâmen Rusya’ya yaklaştı. Daha sonraki gelen idârecilerde iç ve dış ilişkilerin düzene sokulması gibi gelişmelerden sonra, 1904’te Türkiye aleyhine Sırbistan’la bir antlaşma imzâladı. 1908 İkinci Meşrûtiyetin îlânından sonra, 3 Ekim 1908’de tam bağımsızlığını îlân etti.
8 Eylül 1944 ihtilâlinden sonra Bulgaristan Komünist rejimi kabul ederek Varşova Paktına girdi. Rusya’da olan batıya açılma hareketleri, Bulgaristan’da büyük hızla yayıldı. Bir süre sonra, 35 senedir başta bulunan Cumhurbaşkanı Jivkov 10 Kasım 1989’da istifâ etmek mecbûriyetinde kaldı. 29 Aralık 1989’da ülkede bulunan Türklere yeniden kendi adlarını kullanma ve serbestçe ibâdet etme hürriyeti tanındı. 10-17 Haziran 1990’da iki kademeli ve 1932’den bu yana ilk defâ yapılan çok partili seçimde 1943-1990 arasında Bulgaristan’ı idâre eden Komünist Partisi (yeni ismi Bulgaristan Sosyalist Partisi)iktidâr oldu. Türkiye-Bulgaristan arasında siyâsî münâsebetler müsbet yönde gelişmektedir.
Fizikî Yapı
Bulgaristan, doğudan batıya uzanan Balkan Dağları ve Rodopların ayırdığı dört bölgeden meydana gelir. Bunlardan birincisi Tuna Nehri ile sıra dağları arasındaki ovalardır. Tuna Nehri kıyıları ülkenin en münbit yeridir. Burada buğday, mısır, ayçiçeği, şekerpancarı ve tütün üretilir.
İkinci bölge, ülkeyi baştan başa kesen Balkan Sıradağlarıdır. Her ne kadar bâzı bölgeleri oldukça yükaaaae de, geçilmek için gerçek bir engel teşkil etmezler. En önemli geçidi Şıpka Geçididir. Dağlar orman ve ot yetişmesi bakımından zengindir. Buralarda kömür yanında bakır, kurşun ve çinkoya da rastlanır. Bu bölgede târihî Gabrovo, Kotel ve Tryavna şehirleri vardır.Sıradağlar arasında Bulgaristan’ın gül endüstrisinin merkezi olan ova mevcuttur.
Üçüncü bölge de güneyde bulunan Trakya Ovasıdır.Meriç Nehri bu ovada akar. Bu bölge esas olarak meyve, sebze ve bağlarıyle meşhurdur. Ayrıca buğday, mısır, tütün ve pirinç yetiştirilir. Plovdiv ve Pazarcık en önemli şehirlerindendir.
Dördüncü bölge, Rila ve Pirin ve esas olarak Rodopları içine alır. Bu bölgede yalnız Bulgaristan’ın değil, Balkanların en yüksek tepesi bulunur. Kurşun, çinko, krom, manganez ve altın gibi mâdenler bakımından bölge zengindir. En yüksek tepe, daha sonra Stalin olarak bilinen Musula 2925 metredir. Başşehir Sofya, Vitoşa isimli bir büyük dağın eteğindedir. Bu şehir yeri îcâbı Meriç Vâdisine ve Tuna Ovalarına kolayca ulaşabilmesi yönünden merkezîdir. Tuna ve Meriç nehirleri ekonomik yönden bölgedeki ülkeler arasında en önemli bağlantıyı teşkil ederler. Tuna özellikle sulama ve balıkçılık yönünden gelişmiştir. Bulgaristan’ın üçte birini havza olarak alan Meriç Nehri, komşu ovaların sulamasında önemli rol oynar. Karadeniz kıyıları ve ülke içindeki kaplıcalarıyla turistleri çeker.
İklimi
Ilıman bir kara iklimi mevcuttur. Yıllık ortalama sıcaklık 13°C, ocak ortalaması 0°C, temmuz 22°C’dir. Kuzey kısımları güneye nazaran daha soğuktur. Senelik yağmur ancak 640 milimetreyi bulur. Yaz aylarında yeterli olmayan bu durum, toprak kullanımında çok geniş bir sulama sisteminin gelişimini gerekli kılmıştır.
Nüfus ve Sosyal Hayat
Bulgarlar aslen Orta Asya’dan gelen Avar Türklerindendir. M.S. 7. yüzyılda Tuna Nehrini geçerek Islav kabîlelerini yendiler ve onları güneye sürdüler. Ancak, zamanla onların kültürlerini, dillerini benimsediklerinden kendi kültürlerini, dillerini unuttular ve Islavlaştılar.
Bulgaristan’da halk diğer Balkan milletlerinden daha homojendir. Halkın % 88’i Bulgar, % 8,6’sı Türk, geri kalanları da Çingene, Romen, Yunanlı ve Yahûdîler teşkil eder. Buradaki Türkler Dobruca ve Rodop’ta, Varna gibi şehirlerde yaşamaktadır. İdârî baskı ve Birinci-İkinci Balkan harplerinde Bulgarların katliam ve soygunları netîcesi Türkler ülkenin en fakir sınıfı durumuna düşmüşlerdir. Yapılan büyük baskılar sonunda zaman zaman Türkler anayurda sığınmaya mecbur bırakılmaktadır. 1989 yılında 400.000’den fazla yurttaş Türkiye’ye göç etmiştir. Resmî dil Bulgarca olmakla berâber, halkın çoğu Türkçe, Rusça dillerini de bilmektedir. Kullanılan Islav alfabesine 1945’te yapılan reform ile üç Rus harfi de ilâve edilmiştir. Hıristiyan nüfusun % 90’ı Ortodokstur. Halkın % 61’i şehirlerde yaşar. Şehirdeki binâlar komünist ülkelerin ortak mîmârî tarzıyla yapılmaktadır. Sovyetlerle ilişkilerden sonra halk an’anevî geleneklerini terk etmiştir. Başlıca şehirleri Sofya, Filibe, Varna, Rusçuk’tur.
Eğitim: Okuma ve yazma oranı diğer Balkan ülkelerine nisbeten daha yüksektir. 7 ilâ 15 yaşları arası eğitim mecbûridir. Sofya’da ve Plovdir’de üniversiteler vardır.
İdâre: Bulgaristan 8 Eylül 1944 ihtilâlinden sonra komünist bir idâreyle yönetilmekteydi. Bulgaristanla Türkiye arasındaki ilişkiler 1983 yılından îtibâren bozulmaya başladı. Aynı yıllarda, Todor Jivkov yönetimi ülkede bulunan Türklerin isimlerini asimile etme, sindirme çalarına girişti. Türklerin isimleri değiştirildi. Çocukların sünnet edilmeleri yasaklandı. Câmiler kapatıldı. İnsanların ibâdet ve kendi dillerini (Türkçeyi) çocuklarına öğretilmesine engel olundu. Bu hareketlere karşı çıkanlar BELENE gibi toplama kamplarına ve hapishânelere konuldu. Hattâ Türklerin malları ellerinden alınıp, trenlere doldurularak Türkiye’ye gönderilmeye başlandılar. Bu dönemlerde Türk-Bulgar münâsebetleri en gergin duruma geldi.
Bulgaristan’daki komünist rejim, Sovyetler Birliği’yle paralel olarak gelişti. Brejnev döneminde Sovyetler Birliği’nce izlenen sıkı politikayı Todor Jivkov da aynı şiddetle Bulgaristan’da uyguladı. Fakat Sovyetler Birliği’nde başgösteren glasnost rüzgarları, her Doğu Bloku ülkesini olduğu gibi, Bulgaristan’ı da etkiledi. Todor Jivkov yönetimi, ısrarla ve inatla reformlardan kaçındı. Fakat Türklere yapmış olduğu zulümlerden dolayı dünyâ kamuoyundan tepkiler alması, tabandan gelen baskılara da dayanamaması Jivkov’u istifâ etmek zorunda bıraktı. Bundan sonra Bulgaristan’ın yönetimini eline alanlar Jivkov’un politikasını yumuşattılar. Türklerin ellerinden alınan bütün hakları geri verildi. Bu sebeple Bulgaristan ile Türkiye arasındaki ilişkiler tekrar düzelmeye başladı. Bugün karşılıklı komşuluk münâsebetleri gâyet iyi bir şekilde seyretmektedir (Aralık 1992). 1989’da Rusya’da olan gevşeme politikası Bulgaristan’da da görüldü. Komünist rejimi bırakarak, demokratik düzene dönme hareketleri başladı. 1990 Haziranında ilk serbest genel seçim yapıldı. Komünistler seçimi kazandı. Yirmi Türk parlamentoya girdi. Yasama Meclisi 5 yıllığına seçilen üyelerden meydana gelir. Bulgaristan idârî bakımdan 27 vilâyete bölünmüştür.
Ekonomi
Birinci ve İkinci Dünyâ savaşlarına girip yenik düşmesi, düşman işgâli, ekonomiyi çok etkilemişti. Bu bakımdan sanâyi tamâmen felce uğramıştı. Komünist idâre geçtikten sonra bütün sanâyi, zirâat ve ticâretle ilgili hususlar devletleştirildi. Mecbûrî çalışma, iş yerinden ayrılmama, verilenle yetinme gibi tedbirler getirilerek, sanâyinin ilerlemesine çalışıldı. Sanâyi eskisine nisbetle oldukça ileri durumdadır.
Başlıca üç bölgede mâden çıkarılır. Stara Planina bölgesinde çinko, kurşun; Burgaz-Varna bölgesinde ise pik demir üretilir. Ancak bu çıkarılan mâdenler genellikle iç tüketim için kullanılır. Karadeniz sâhilindeki Balçık bölgesinde, Varna’nın kuzeyinde ülke ihtiyâcını karşılayacak kadar petrol çıkarılır. Diğer önemli mâdenler uranyum, pirit ve linyittir. Yılda 35 milyar Kw/s elektrik enerjisi elde edilmektedir. Motörlü araçlar, küçük gemiler, vagonlar ve elektrik araçları yapılmaktadır. Ancak iç tüketimi karşılamadığı için, ithal yoluyla açığı kapatmaktadır. Kimyâ sanâyii çok gelişmiş olup, azot, boya, plastik, eczâcılık ürünleri ve antibiyotik îmâl edilir. Ülkede sanâyi kuruluşları daha ziyâde Sofya, Varna ve Filibe’de bulunur.
Ticâret: Bulgaristan ticâretini daha ziyâde Doğu bloku ile yapmaktadır. Bu ülkeden gelip geçen Tırlardan ve Avrupa’da çalışıp izne gelen Türklerden büyük bir gelir sağlamaktadır.Kimyevî maddeler, elektrik ve elektrik ürünleri ihraç etmektedir. İthal ettiği malzemeler ise, makina, ulaştırma ve tarım için lâzım olan malzemelerdir.
Tarım: Bulgaristan oldukça yüksek oranda (% 43) tarım alanına sâhiptir. İlk zamanları küçük çiftçilerin elinde olan toprak, İkinci Dünyâ Savaşından sonra başlayan Sovyet modeli kollektifleşme, 1957’de tamamlanmıştır. Daha sonra ortalama 4000 dönüm civârında arâzisi olan büyük çiftlikler teşkil edilmiştir. Bütün bunlara rağmen, 1963-1964 yılları arasında yiyecek sıkıntısı, bir zirâat ülkesi olan Bulgaristan’da had safhaya erişmiştir. En önemli ürünü buğdaydır. Onu da bilhassa hayvan yemi olarak kullanılan mısır tâkib eder. Diğer önemli ürünleri, arpa, çavdar, nohut ve pirinçtir. Sanâyide kullanılan bitki üretimini artırmak için büyük çaba harcanmaktadır. Yağ elde etmek için yetiştirilen ay çiçeği önemli bir alanı kaplamaktadır. Şekerpancarı üretimi iç tüketimi karşıladığı gibi ihraç da edilmektedir. Üretilen pamuk tekstil sanâyisi için elverişlidir. Tütün yüksek kalitede olup ihrâcat için yetiştirilir. Üretilen gül yağı parfüm sanâyiinde önemlidir. Ormanlar ülkenin % 30’unu kaplar ve kerestecilikte kullanılır. Ormanlarda geniş yapraklı ağaçlar, meşe, kayın, yaban elması gibi ağaçlar bulunur.
Bahçe ürünleri, sebze, meyve, domates, haşhaş, yetiştirilir ve Orta Avrupa ülkelerine satılır. Bağcılık, konservecilik ileri gitmiştir.Hayvancılık gelişmemiştir. Vahşi hayvanlardan ayı, kurt, yabânî kediler, tilkiler, sincap ve diğer kemirici hayvanlar bulunur.
Ulaşım: Ulaştırma çok gelişmiştir. Osmanlılar devrinde yapılan demiryolları ve modern karayolları ile komşu ülkelerine bağlıdır. Karayollarının uzunluğu 32.000 kilometreden, demiryollarıın uzunluğu da 6000 kilometreden fazladır. Varna ve Burgaz limanları işlektir. Tuna Nehri üzerinde taşımacılık yapılmaktadır.
Bulgaristan, Avrupa'nın güneydoğusunda, Balkan Yarımadası'nda küçük bir ülkedir. Tuna Irmağı kuzeyde Romanya ile sınırını çizer, doğusunda Karadeniz vardır. Balkan Dağları Karadeniz kıyısından başlar, Tuna Irmağı'na paralel giderek ülkenin ortasından geçer ve batıdaki dağlık bölgeyle birleşir. Batıda bu dağların arasında, yüksek bir yaylada başkent Sofya yer alır (bak. sofya). Sofya, batıda Yugoslavya sınırına giden anayolun da üzerindedir. Rodop Dağlan güneyde Bulgaristan ile Yunanistan arasındaki sınırı oluşturur. Balkan Dağları ile Rodop Dağları arasındaki vadide Meriç Irmağı akar. Bu vadiden, güneydoğu komşusu Türkiye'ye bağlanan karayolu geçer. Meriç Vadisi ve Balkan Dağları eteklerinden Tuna'ya doğru tatlı bir eğimle alçalan kuzey yaylasının bereketli topraklarında tahıl üretilir. En önemli ürün buğdaydır, onu mısır ve arpa izler.

Bulgaristan'a ilişkin bilgiler
Resmi adı: Bulgaristan Cumhuriyeti
Yüzölçümü: 110.912 km²
Nüfus: 8.983.000 (1987)
Yönetim biçimi: Tek meclisli, çok partili cumhuriyet
Başkent: Sofya
Coğrafi özellikler: Ülkede iki sıradağ grubu (Balkanlar ve Rodoplar) ve iki geniş vadi vardır. En yüksek yeri 2.925 metre ile Musala Dağı'dır.
Belli başlı ürünler: Buğday, mısır, arpa, tütün, gülyağı, domates, şarap, makineler, kömür, kimyasal maddeler, dokuma.
Önemli kentler: Sofya Plovdiv (Filibe), Varna, Rusçuk, Burgaz.
Eğitim: 7 ile 16 yaşları arasında bütün çocuklar için zorunludur.
Bulgaristan'ın kırsal görünümü çok çekicidir. Dağ yamaçlarında ülke topraklarının yüzde 25'inden fazlasını kaplayan büyük meşe, kayın ve köknar ormanları vardır. Dağlar, kışın karla örtülür. İlkbahar ve yaz aylarında Alp bitkileriyle donanan dağlarda çobanlar koyun ve keçi sürülerini otlatırlar. Kuzeydeki tepelerde at, sığır ve manda sürüleri dolaşır. Ülkede yetiştirilen üzümün kullanıldığı Bulgar şarabı dış ülkelere de satılır ve önemli bir gelir kaynağıdır. Meriç vadisinde ve Güneybatı Bulgaristan'da nitelikli tütün yetiştirilir. Balkanlar'ın güney yamaçlarında, korunaklı Kızanlık (Kazanlık) vadisi kırmızı gül bahçeleriyle ünlüdür. Güllerin taç yapraklarından parfüm yapımında kullanılan gülyağı elde edilir. Bulgaristan'da çiçekçilik ile sebzecilik de gelişmiştir. Köylerde halkın bir bölümü gereksinim duyduğu hemen her şeyi kendisi üretir. Büyük devlet çiftliklerinde kimyasal gübre ve çağdaş tarım araçları ile tarım yapılır.
Fabrikalarda çalışanların sayısı sürekli artmaktadır. II. Dünya Savaşı'ndan sonra gelişen sanayiler arasında demir-çelik, kimya, makine, dokuma, besin ile ayakkabı ve mobilya üretimi sayılabilir. Ayrıca tahta oymacılığı, seramik, dokumacılık, demir dövmeciliği ve nakış gibi el sanatları sürmektedir.
Bulgaristan'ın taşkömürü ve linyit üretimi kendi gereksinimi için yeterlidir. Elektriğin yüzde 70'i termoelektrik santrallerden sağlanır. Geriye kalan ise nükleer ve hidroelektrik santrallardan elde edilir. Bulgaristan dış ticaretinin dörtte üçünden fazlasını SSCB ile yapar.
Başkent Sofya'dan sonra Bulgaristan'ın en büyük kentleri Meriç vadisinde, tütün sanayisinin merkezi Plovdiv, Tuna üzerindeki liman kenti Rusçuk, Karadeniz'deki liman kentleri Varna ve Burgaz'dır. Eski başkent Tırnova'da ortaçağdan kalma saray ve kilise kalıntıları vardır. Kentlerin bir bölümü çok eskidir; örneğin, Filibe'yi (Plovdiv) İÖ 4. yüzyılda Makedonyalı II. Philippos kurmuştur. Öbür kentler ise Bizans İmparatorluğu döneminde kurulmuştur.
Nüfusun çoğunluğunu Rusça'ya yakın bir dil konuşan Slavlar oluşturur. Nüfus içindeki oranı yaklaşık yüzde 10'a varan Türkler'den başka, büyük kentlerde Yunanlılar, Ermeniler ve Yahudiler de yaşar.
Bulgaristan'da din ile devlet ayrıdır. Türkler ve Rodop Dağları'nda yaşayan Pomaklar Müslüman'dır. Halkın çoğunluğu Ortodoks Kilisesi'ne bağlı Hıristiyanlar'dır. Dağlarda birçok manastır vardır. Bunların en ünlüsü Sofya'nın güneybatısındaki Rila Manastırı'dır.
Tarih
Bulgaristan tarihinin büyük bölümünde başka ülkelerin egemenliğinde kalmıştır. Bulgarlar İS 7. yüzyılın sonlarında kuzeyden gelip Tuna Irmağı'nı geçen savaşçı bir kavimdir. Buraya 6. yüzyılda gelmiş olan Slavlar'ı egemenlikleri altına aldılar, ama onların dillerini ve geleneklerini benimsediler. Daha sonra da Yunanlılar'dan etkilenip Hıristiyan oldular. İyi savaşçı olma özelliklerini koruyan Bulgarlar, Balkanlar'a egemen olarak, Bizans İmpa-ratorluğu'nun başkenti Konstantinopolis'i (İstanbul) tehdit eden büyük bir devlet kurdular. Bulgar Krallığı I. Simeon (893-927) döneminde sınırlarını Adriya kıyılarına, Sava ve Drina ırmaklarına kadar genişletti. Simeon' un ölümünden sonra baş gösteren iç çatışmalarla Bulgar devleti zayıfladı. Krallığa son yıkıcı darbeyi 1014'te "Bulgar Celladı" diye bilinen Bizans İmparatoru II. Basileios vurdu.
Bizanslılar ülkeyi, İvan ve Petır Asen adlı iki kardeşin yeni bir Bulgar devleti kurduğu 1185'e kadar yönettiler. Bu devlet de 14. yüzyılda Osmanlılar'ca ele geçirildi ve Bulgaristan yaklaşık 500 yıl (1396-1878) Osmanlıların egemenliğinde kaldı. 1876'da başlayan Bulgar ayaklanması Osmanlılar'ca bastırıldıysa da 1877'de Rusya, Osmanlılar'a savaş açarak Bulgarlar'ın yardımına geldi. Savaştan sonra Osmanlılar ile Ruslar arasında Bulgarlar'ın neredeyse bütün isteklerini yerine getiren Ayastefanos Antlaşması imzalandı. Bu antlaşmadan sonra bir Bulgar Prensliği kuruldu. Bu prenslik özerk ama Osmanlılar'a bağlı olacaktı. Ne var ki, Balkanlar'daki hareketlilik sürüyordu. 1903'te Makedonya'da çıkan ayaklanma Osmanlılar ile Bulgarlar arasında nerdeyse bir savaşa yol açacaktı. 5 Ekim 1908'de Bulgaristan'ı yönetmekte olan Prens Ferdinand Bulgaristan'ın bağımsızlığını ilan ederek, kendisi de "çar" unvanını aldı. Osmanlılar da Bulgaristan'ın bağımsızlığını tanıdılar.
1912'de Bulgaristan, öbür Balkan ülkeleriyle birlikte, Osmanlılar'ı Avrupa dışına sürmek amacıyla saldırıya geçti ve I. Balkan Savaşı'nın ardından yeni topraklar kazandı. Ne var ki, kazanılan toprakların paylaşımı Bulgaristan, Sırbistan, Yunanistan ve Romanya arasında anlaşmazlıklara yol açtı. 1913'te çıkan II. Balkan Savaşı'nda Bulgaristan yenildi ve kendi topraklarının bir bölümünü Romanya'ya kaptırdı. Bulgaristan, I. Dünya Savaşı'nda Sırbistan ve Yunanistan'a yeniden saldırdıysa da bir kez daha yenildi ve toprak yitirdi. II. Dünya Savaşı'nda Almanya, Romanya'ya baskı yaparak II. Balkan Savaşı'nda aldığı Bulgar topraklarını geri vermesini istedi. Bunun üzerine Bulgarlar Almanlar'ın yanında yer aldılar. II. Dünya Savaşı'nın sonuna doğru Bulgaristan savaştan çekildiğini açıkladı ve tam tarafsızlığını ilan etti. Ülkede genel bir ayaklanma baş gösterdi; kral taraftarları, bakanlar, meclis üyeleri yargılanarak cezalandırıldılar. 1946 Eylül'ün-de yapılan bir halkoylaması sonucunda seçmenlerin yüzde 92'si Bulgaristan'ın cumhuriyet olması yönünde oy kullandı. Seçimlerden sonra kurulan hükümette Georgi Dimitrov başbakan oldu. 1947'de yeni bir anayasa yürürlüğe kondu; Bulgaristan sosyalist kalkınma modelini benimsedi. Ülkeyi çağdaşlaştırmak, fabrikaları, enerji santrallerini ve madenleri geliştirmek, tarımda modern makinelerin kullanımına geçmek için büyük çabalar harcandı.
1985 sonrasında Türk adlarının Slavlaştırılması, Türkçe'ye ve dinsel ibadete getirilen sınırlamalar Bulgaristan ile Türkiye arasındaki ilişkilerde gerginliğe yol açtı. Toplumsal çatışmalara da neden olan bu baskıcı politikalar Bulgaristan'dan kitlesel göçle sonuçlandı. Türkiye'nin Bulgaristan yurttaşlarına vize uygulanmasını kaldırmasıyla göç hızlanarak doğrudan Türkiye'ye yöneldi. Başlangıçta Türk hükümetinin bütün sığınma başvurularını kabul etmesiyle, Ağustos 1989'da Türkiye' deki sığınmacı sayısı 300 bini aştı. Bunun üzerine yeniden vize zorunluluğu getirildi ve sığınmacı olarak kabul edilmek üzere bekleyen çok sayıda göçmen Bulgaristan'a döndü.
Sovyet Sosyalist Cumhuriyetleri Birliği (SSCB) ile Doğu Avrupa'daki gelişmelere koşut olarak, 1989'da Bulgaristan'da da muhalefet giderek güçlendi. Otuz beş yıldır iktidarda olan Todor Jivkov Kasım 1989'da devlet başkanlığından istifa etti. Yerine, dışişleri bakanı Petar Mladenov getirildi. Aralık 1989'da Bulgaristan Komünist Partisi ve hükümet, Türk düşmanı politikalardan vazgeçildiğini ve Müslüman Türkler'e bütün hak ve özgürlüklerin tanınacağını açıkladı. 1990 başlarında BKP' nin öncü rolüne son verildi ve Nisan 1990' da partinin adı Bulgaristan Sosyalist Partisi (BSP) olarak değiştirildi. Haziran 1990'da ise 40 yıllık aradan sonra ilk serbest genel seçimler yapıldı. Ardından Mladenov istifa etti ve yerine Jelyu Jelev geçti.
Temmuz 1991'de yeni bir anayasa kabul edildi. Ekimde yapılan parlamento seçimlerinden, 111 milletvekilliği kazanan Demokratik Güçler Birliği (DGB) birinci parti olarak çıktı. İkinci sırayı ise, 106 sandalye ile BSP aldı. Çoğunluğunu Türkler'in oluşturduğu Haklar ve Özgürlükler Hareketi (HÖH) kazandığı 23 milletvekilliğiyle parlamentoda anahtar parti durumuna geldi.
Birleşmiş Milletler'in ambargo kararına karşın Makedonya'ya silah satılması ve ekonomik çöküşün önlenememesi nedeniyle hükümete yöneltilen eleştiriler yoğunlaştı. Devlet başkanı da eleştirilere hedef oldu ve DGB, Jelev'in istifasını istedi. Devlet başkanı ile Başbakan Filip Dimitrov arasında sert tartışmalar oldu. HÖH hükümetten desteğini çekerek başbakanın istifasını istedi. Siyasal bunalım Ekim 1992'de Başbakan Dimitrov'un istifasıyla doruğuna çıkmıştı.
|
|
|
|
|
|
|
|
Bugün 12 ziyaretçi (22 klik) kişi burdaydı! |
|
|
|
|
|
|
|